Bugün - 21 Nisan 2021 Çarşamba
Niğde 27°°C
Anasayfa
Hakkımızda
Künyemiz
Reklamlar
Eczaneler
Sponsorlar
Sayfalar
Yeni Üye
Gündem Ekonomi Sağlık Yaşam Kültür Spor Siyaset Eğitim Teknoloji Dünya Asayiş Diğer »
 
Yazar Detayları

Ömer Sabri KURŞUN

Ömer Sabri KURŞUN - MİNNET DUYGUSU...

MİNNET DUYGUSU...
Yazı Tarihi: 5 Aralık 2020 Cumartesi

Minnet kelimesi TDK Sözlüğünde, 'Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma, gönül borcu' olarak tarif edilmiş. Bir diğer karşılığı şükran ise Arapçadan dilimize gelmiştir… 
Diğer sözlüklere baktığımızda ise ek olarak, 'Gördüğü bir iyiliğe teşekkür etme', 'Bir insanın aldığı yardımdan dolayı duyduğu memnuniyet duygusu' şeklinde de açıklanmıştır. 
Şimdi sorabiliriz: Birine samimi olarak 'size minnet borçluyum, minnettarım' 'size şükran borçluyum' veya 'size müteşekkirim' sözünü en son ne zaman söylediniz? Bugün? Belki geçen hafta başında? Yoksa geçen ay? İnanmıyorum geçen yıl mı yoksa… Belki de buna cevap vermekte zorlanabilirsiniz.

Bu girizgâh açıklamadan sonra gelelim bana bu yazıyı kaleme aldıran bazılarına belki küçük ama bence çok büyük hikâyeye…

Bir süredir buralarda yoktum. Çok ama çok uzaklardan bir dostum geldi yıllardır görmediğim ama hiç unutmadığım ve beni unutmayan bir dostum.
Kendisi meslektaşımdır. Aynı sektörde ayrı firmalarda çalıştık. Yaşı benden küçüktür ama yaşının üzerinde bir olgunluk ve iş tecrübesine sahip bir makine mühendisidir. Hayat, piyasa şartları, ekonomik koşullar birçok kişiye ve şirkete yaptığını ona da yapmıştı. Sonra geri döndü ve de işlerini yeniden canlandırmak için benden yardım istedi.

Sen dedi; 'bu sektörün duayeni ve sevilen bir büyüğüsün.(arkadaşım bunları söylerken şahsıma teveccüh buyurdu tabi ki, ben bu koca deryada bir küçük damlayım) benim işe ve kazanmaya ihtiyacım var. Geçindirmekle yükümlü olduğum bir ailem var. Benim yeniden piyasada iş yapmamı sağlayacak girişimlerimde yardımcı olur musun rica etsem ağabey' dedi.

Tabi ki olurdum. Çünkü geçmişte küçükte olsa bir işten dolayı ona bir minnet borcum vardı.
Geçmişte ne kadar rakip firmalarda olsak da, ihalelerde kıran kırana pazarlıklar yapsak da, bizler eskiden her işin, ihalenin sonunda kol kola gülerek ayrılır oradan ve birbirimize de hayırlı olsun temennisinde bulunurduk.
Ben yıllar önceyi kendimi emekliye ayırmadan önce böyle hatırlıyordum mesleğimi icra ettiğim sektörü. 
Bir vefa, bir minnet, bir dostluk havası, sevgi, saygı vardı o zamanlar. 
Ama değilmiş, değişmiş her şey bambaşka olmuş. Tüm bu kavramlar unutulmuş. Sektörümün insanları mı değişmiş yoksa ben mi çağın gerisinde kalmışım anlayamadım. Zaman mı yıprattı tüm bu duyguları da unutuldu…
Benim ricamı geri çevirmeyeceğine kesin emin olduğum kişiler bile kapıları kapattı kibarca da olsa arkadaşıma. Bir başkası ve sonra bir başkası daha… 
Duygu kalplerinin kapılarına ne olmuştu da böyle duygusuzca kapanmıştı. Fakat yine de içlerinde bu duyguları unutmayan vardır diye düşünüyorum umutla…

Derdim ki ben; çalışma hayatımda genç mühendislere ve mühendis adayı arkadaşlarıma;
” Bir makina mühendisi bir makina yaptığında eğer ona kendi duygusunu yüklemezse o bir makina değil çalışan bir demir yığınıdır.”
İşte gördüm ki her şey, kişiler sadece yaşayan duygu yüklemesiz bir sürece girmiş.
Şaşırmıştım benim geride bıraktığım zaman bu muydu? Ne olmuştu bu insanlara, ne olmuştu bu arkadaşlara, dost bildiklere. Ne değişmişti ki...
Ben uyurken kıyamet mi kopmuştu. Yoksa Atom veya hidrojen bombası mı atılmıştı ki dünyanın üzerine, “YÜCE RABBİM" her şeyi yeniden başlamıştı da duyguyu vermemişti kullarına. Demiş midir ey kullarım ben sizi “Kâlû belâ da” ruhlarınızı yarattığımda bir kere vermiştim ama siz onun değerini bilmediniz…

Birçok kişinin birbirine minnet borcu olmalıydı. Nasıl benim bir başkasına olduğu gibi, başkasının da bana olmalıydı. 
Düşündüm neden diye anlamaya çalıştım. Eskiden de vardı şimdiki olduğu gibi ekonomik kriz. 
Biz daha zorlarını görmüştük. Hem de teknolojinin bu kadar gelişmediği bir dönemde.
Anladım ki ekonomik kriz değil bunun altında yatan gerekçeler.
Gerçekler ve gerekçeler bir başka.
Biz insanoğlu bazı yetilerimizi kaybetmişiz.
Bunlardan biriside minnet duygusu…
Bazı kişiliklerde minnet duygusu yüksektir bazı kişiliklerde hiç yoktur...

Minnet duygusu fazla olan kişi karşısındakine minnetini göstereceğim diye kibarlığıyla, zarafetiyle ezer ne yapacağını bilemez.. Minnet duygusu olması gereken bir davranıştır fakat bu kadar aşırı şekilde abartılarak gösterilmesi de karşısında ki insan için hoş bir durum değildir.
Bir insan da minnet duygusunun hiç olmaması, kötü bir durumdur karşısında ki için... Bu duyguları taşımayan, olmayan, gelişmemiş veya umursamayan insan da bu tavırlarıyla karşısındakini incitir. Ona karşı içten yapılan her şey gerçi beklentisiz yapılmıştır, fakat yine de bu kadar umursamaz tavırlar bir insanı zedeler...
Minnet duygusu illa maddi yapılan yardımlar, iyilikler karşısında hissedilecek diye bir kavram yoktur. Ya da o kişiye karşı kul köle olunacak diye bir kural da yoktur…
Sadece size karşı yapılan her davranışın anlamını bilerek, anlayarak, hissederek farkında olmalısınız ve sizin de bunlara karşı hiç bir zaman kendinizden, kişiliğinizden, ailenizden, ekstra bir özveride bulunmadan, yaşantınızdan, karakterinizden hiç bir zaman bir şey kaybetmeden yapabileceğiniz minnetlerdir. Beklenen bunlardır…

Bana göre;
“Bir insan sizi yüreğinden severken, sevildiğinizi bilmelisiniz, sevginizde cimrilik yapmamalısınız...”
“Bir insan size gerçek değer verirken bunu anlayabilmelisiniz ve sahteleriyle ayırt edebilmelisiniz…”
“Bir insan size sonsuz saygı duyuyorsa, sizde ona duymalısınız…”
“Bir insan sizi düşünüyorsa, bir merhabayı esirgememelisiniz...”
“Bir insan size gerçekten samimiyse, bunun kıymetini bilmelisiniz...”
“Bir insan sizin sesinizle bile mutlu oluyorsa, bunu ondan esirgememelisiniz...”
“Bir insan size tüm yüreğiyle güveniyorsa, asla yalan söylememelisiniz...”
“Bir insan sizin özel günlerinizi biliyorsa, sizde onunkileri hatırlamalısınız…”
“Bir insan sizi incitmemeye çalışıyorsa, sizde onu incitmemelisiniz...”
“Bir insan sizin hiç bir dediğinizi kırmayıp yapıyorsa, bunun farkında olup, değerini bilmelisiniz.”
“Bir insan sizi merak edip arıyorsa, bu size değer verdiği içindir, sizde onu aramalısınız...”

Ne kişiliğinizden, ne karizmanızdan, ne ailenizden, ne hayatınızdan, ne büyüklüğünüzden asla bir şey kaybettirmeyecek minnetlerdir bunlar aksine bu davranışlarınızla daha da büyüyeceksiniz diyorum....
Bu gün ihtiyacımız olan manevi duyguların başında minnet duygularımız gelmektedir. Bizler bu duygularımızı karşımızdaki insanlara nasıl belli edebiliriz?
Bütün sorun burada…

Minnet duyguları çoğu zaman iki kişi arasında geçer ve duygusal anlarla doludur.
İyilik yapan ve iyilik gören kişi. Bu bazen iyilik yapan, iyilik gören kişilerde olabilir.
İyilik yapan ve yapmak isteyen insanlar karşısındakinin iyiliğine her şartta ve durumda kendi hallerinden taviz vermez görünürlerse de işin aslında belli etmedikleri birçok fedakârlıkları yatmaktadır.
Bazı kişiler bu yapılan fedakârlıkları algılayamazlar. Algılayamadıkları içinde karşılarındaki insanlara bambaşka hareketlerde bulunarak düşmanlık yapmaktan kaçınmazlar. Bu gibi davranışlar iyilik yapan o insanları yıldırmaz, o iyi insanlar bilirler ki birileri bu iyilikleri kendileri ve cemiyetleri için gerçektir. Yapılanların yaşanması gerektiğini anlarlar.

-Minnet duygularını ifade edebilmek çok zor ve çok kolaydır. Yeter ki karşısındaki insan yapılanları zamanla anlasın. Bazen bir bakış, bir gülüş, duruş sevgiyi saygıyı, hürmeti ifade eder.
-Minnet duygusunda coşku, sevinç insanların kalbindedir, yüreğindedir, kanındadır, canındadır. Onu ancak hissedenler anlayabilir. O bakışı, çözebilen sevgi dolu insanlar anlayabilir.
-Minnet duygusunu yaşayanlar ve yaşatanlar sessizliği severler. Sevgiyi birbirlerine zaman içeresinde aşılayabilirler. Ve hiç bir şekilde menfaat gözetmezler sevginin sessiz, sakin duruşudur minnet duygusu.

İnsanların en büyük şikâyeti yapmış oldukları iyiliklerin karşılığı olarak zaman, zaman kötülük görmeleri ihanetleri yaşamalarıdır. Ama iyilik yapanlara minnet duyguları ile bakabilmek bu duygularla bakmak sevgilerin en büyüğüdür. Yaşanmakta olan en büyük aşktır.

-Minnet duygusu bu aşk insanlık içindir, bir insanlık duygusudur. Ne mutlu ki sayısız insanlarımız karşısındaki insanlara minnet duyguları ile bakabilmektedir.
Ne mutlu o insanlara.

İsa peygamber Allah’ın kendisine verdiği mucizesiyle bir günde dokuz yüz gözü görmeyen hastanın gözlerini açmış ve içlerinden sadece biri teşekkür etmiş…

O bir peygamberken minnet duymamış insan, olaya böyle bakarsak fazla beklentimiz olması ne kadar doğru olacak bilemiyorum ama kötü örnekler emsal teşkil etmesin diyerek iyilere yönelmekte yarar var.
Yapılan bir iyiliğin karşılığında köle olmak değildir minnet, ama bu gönül borcudur, maddi ya da manevi hiç değişmez, çünkü ödenmez.
Bu gün başımız paraya sıkışsa ve arkadaşımız el uzatsa belki yarın onu katıyla ödeyebiliriz, ancak ödenmiş olur mu?
Sadece madden borcumuz kalmaz, ama dünkü sıkıntımızı giderdiği bize yardım ettiği için ona daima minnettar oluruz.
Oluruz diyorum ama acaba olmalı mıyız demeliyim, artık bu duyguların çok fazla yaşandığını görmüyorum.

İnanılmaz kırıcı ve kişiyi yaralayıcı nankörlük bütün ihtişamıyla dolaşıyor hayatımızda.
Artık o kadar çığırından çıktı ki her şey, şimdi gerçek anlamda düşmüş ve bizim yardımımızla ayağa kalkmış insan, kalkar kalkmaz ilk çelmeyi bize takıyor, bırakın minnet duymayı da...

Ya da elimizden gelen her şeyi yapıyoruz bir yerde tıkanıyoruz, o güne kadar yaptığımız tıkandığımız noktada siliniyor ve biz yaramaz adam oluyoruz.
Hani arkadaşını kırk yıl sırtında taşıyan adam az nefes alayım diye sırtından indirince arkadaşı sen beni ne zaman sırtına aldın ki demiş ya, işte o duygu bu duygu…

Bu hiçbir anlayışa sığmayan çok bencil tek taraflı bakışımızla belki de hep yalnız hep kendimizle yaşamak zorunda kalıyoruz.
İyilik yap denize at halik bilmezse malik bilir atasözüne uyarak yinede bize ihtiyacı olanın yanında olmamız hiç birimize bir şey kaybettirmez, her şeye rağmen yapılan güzel şeylerin bir şekilde karşımıza geleceğine inanıyorum, belki aynı kişiden cevap alamayacağız başka bir anlamda bize ulaşacak.

Bir göz ağlarken öbür göz gülmez, bizden kilometrelerce uzakta olan bir afet için hiç tanımadığımız insanların acıları mağduriyeti bizi aynı ölçüde yaralar, asla yapacağımız yardıma karşılık bekler bir tavırda harekete geçmeyiz, bunu sadece insani duygularımızla yaparız, nasılsa ödeşiriz demediğimiz sadece yardım anlayışımızdır.

Sergilenen dayanışma sıcaklık ihtiyaç halindekine el uzatma, maddi gücü olanın madden, olmayanın manen destek olması hangi birimizin gözlerinden yaş boşaltmaz?
Nimetşinaslık yapılan hiçbir şeyi unutmamak müteşekkir olmak gerçekten kişileri büyüten yücelten duygular, çevremizdeki herkese ihtiyacımız olabilir, hepimizin birbirinin yardımına muhtaçlığı olacaktır, kendi kendimize yetemediğimiz zamanlarda bize uzanan sıcak el hayatımızı nasıl da ısıtır…
İyilik yapmak da bizi manen rahatlatan gece başımızı yastığa koyduğumuz vakit derin nefesler almamıza sebep olan bir eylemimiz, bu alış veriş güzel, ihtiyacı olanla yardım edenin arasında yaşanan çok özel çok derin bir zenginlik.

El verenin yaşadığı manevi huzur tutunanın giderilen sıkıntısı bir nebze de olsa rahatlaması bence hiçbir hazza değişilmez.
Sadece teşekkür etmek yapılanı unutmamak bu güzelliği taçlandıracaktır ve unutulmadığı için bizi ayrıca şevklendirecektir.
Yapılan iyiliğin söylenmesi kadar unutulması da çirkin, ama bu gün esefle gördüğümüz tablo bu, kaşığıyla verip sapıyla çıkaran insana karşılık, sen ne yaptın politikası...

Bu hepimizi bir yere taşıyor, zaman içinde teşekkürü unutmuş ve ihtiyaç halinde çevremiz boşalmış kimsesiz ordular oluşturuyor, bu gün söylediğimiz kalabalıklar içinde yalnızlık yaşamamız, unuttuğumuz minnettarlıkla temelini sağlamlaştırdığımız bir yaşam biçimi.
İyilik yapmak özellikle bu iyiliğe ihtiyaç duyanlar için büyük değer taşır, bunun sınırı yoktur, cömertliğin ölçüsü olur mu?
Sadece kendi için yaşayan salt kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden insan ne kadar fakir ne kadar kimsesizdir, ben kendimce bu insanları şöyle değerlendiriyorum, kocaman bir sofrada her türlü yiyecek var ama ya şekeri yok ya tuzu, yani yavan...

Tarlaya mısır ekip buğday biçemeyiz ne ekersek onu buluruz, bu yüzden soframızı tatlısıyla tuzlusuyla zenginleştirelim.
Gönlüm çok dolu, güzel olanlar çoğalsın eksilmesin istiyorum, küçük saydığımız incelikler bizi zarif, erdemli onurlu yapacak önemli detaylar.
Hiçbir şeyi boş vermeden yaşamak bu günü de kurtardık düşüncesinde olmadan, bu günün yarınını da hesaplayarak hareket etmek kendi sigortamızı oluşturmak değil mi?

Peygamberimizin birçok hadislerinde işaret ettiği ve ısrarla teşekkürü söylediği sözler, hiç de yabana atılmaması gerekenler, bunlardan biri.

“İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a teşekkür etmiş olamaz.”

Kendimiz için istediğimiz her şeyi karşımızdaki içinde istemek bizim gani gönlümüze yakışan olur, hasetlik, kıskançlık, hep bende olsun hatta ondakini de alayım hırsı, yardım severlik anlayışımızı kökünden koparan bize de teşekkürü unutturan çirkin ahlaktır.

Hiç unutmam diye anlatabileceğimiz bizlerde güzel izleri kalmış anılarımız olmalı, unutamadığımız iyilikler unutulmayan iyiliklerimizle ödeşsin, bu karşılıklı hediyeleşme anlamı taşısın, yaptığımız iane, sadaka, yardım ya da adı her ne ise başa kakınç tavrıyla değil, incitmeden veren incinmeden alan bir şefkat bir muhabbet bolluğunda olsun...
Ve ille de unutulmasın ve ille de teşekkürsüz kalmasın.

Cömertlik ve merhamet şefkatle kardeştir, malının eksilmesini yapacağı yardıma bağlayan nekes, hiçbir vakit zengin değildir.
Paramızı da vaktimizi de kendimizi de sıkışanın yanında tutabilirsek, bu güzel bir ortaklık oluşturur, çünkü paylaşırız iyi günde de kötü günde de birliktelik dostluk adına yapılan en erdemli davranıştır ve asla teşekkürsüz kalmasın...

Toplumdaki birlik önce ailedeki dayanışma ve sevgide doğar, etle tırnak gibi asla ayrı düşünemeyiz, birbirimizden kopuk yaşamak dert onun derdi bana ne demek olmaz, el vermek birleşmek sorun her neyse dayanışma sağlayarak halletmekle mükellefiz, çünkü bu bugün bir yakınımıza yarın bize olabilecek sevgi nöbetidir, ben yokum denir mi?

Yardımlaşmak birbirimize tutunmak hepimizi daha da sağlam daha da güçlü kılar, ya tökezlersem korkusunu yaşamadığımız da nasılsa beni kollayan nasılsa tutabileceğim bir elim olur düşüncesi hayatı daha kolay daha güzel yaşanır eder.
Bu yaslanmak değildir ama güvenmektir, hiçbir şeye güvenmeyen hiçbir şeydir, böyle olmasın...

Ve hangi şekilde sunulursa sunulsun minnetimizi ifade edelim çünkü sadece bir kere yürüdüğümüz, bir daha asla yürümeyeceğimiz bir yolu yürümedik, zaman zaman böyle çıkmazlarda kalıp o ele ihtiyaç duyabiliriz, o yüzden yüzümüz olmalı...
Çünkü toplum yaşamı kişilerin karşılıklı dostluk ilişkileriyle oluşur güzelleşir.

Ne yapalım bazen bize biraz daha fazla fedakârlık düşebilir, ama hep ben mi demeden belki biraz özverili davranmak yolu düzeltecektir, bu bile bizi başka bir mutluluğa taşır.
Ben dünyada hiçbir zenginliğin anılmakla eş olduğunu kabul etmiyorum, unuttuğumuz yerde unutuluruz ve bu yalnızlık gerçek fakirliktir.
Burada yaşadıklarımızın ötesinde bizden sonrada hakkımızda iyi insandı sözleri gideceğimiz yerde de elimizde olan güzel hediyemiz olacak.
Böyle hatırlanmak için yardımlarımızı ve minnetimizi sunduğumuz hayatımız olsun.

“Bir Allah rızasına bir deve keserim”, “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözleri hepimize unuttuğumuz değerleri hatırlatsın.

“Bir Fincan Kahvenin Kırk Yıl Hatırı Vardır” demiş atalarımız

Bu atasözüyle anlatılmak istenen, yapacağınız bir iyiliğin kolay kolay unutulmayacağıdır. Bazı insanlar bu tür davranışlara çok değer verirler. Kendilerine bir kişi iyilik yaptığında bunu unutmazlar. En kısa zamanda gördükleri iyilik karşısında, iyilik yapana yardım etmek için fırsat kollarlar. İyilik yapan kişi belki de yaptığı iyiliği hiç önemsemez, basit bir şey gibi görür. Ancak karşısında ki buna çok değer verir.

Bu atasözüyle ilgili birçok hikâye anlatılmaktadır. Bunlardan birini az çok hatırlıyorum. Küçük bir çocuk bir kapı çalar ve o evdeki hanımda kendisine bir bardak süt ikram etmişti. Çocuk bunu hiç unutmamıştı. Büyüdüğünde doktor olan çocuğa, bir bardak süt veren hanım hasta olarak gitmişti. Ameliyat olması gerekiyordu. Doktor ameliyatını yapıp, hastalığı önlemeyi başarmış yapılan bu ameliyatın ücreti olarak ta küçük bir not düşmüştü "ücreti bir bardak süt karşılığında ödenmiştir."

İşte hayat böyledir. Kimine bin kez iyilik yaparsınız ama size zarar verir, kimine de önemsenmeyecek kadar küçük bir iyilik yaparsınız ama kişi bu iyiliği asla unutmaz ve ilk fırsatta o da size iyilik yapmak için çaba harcar.
Korkmayın! Minnet duygularınızı göstermek kişiliğinizden hiçbir şey kaybettirmez...
Ne kişiliğinizden, ne karizmanızdan, ne ailenizden, ne hayatınızdan, ne büyüklüğünüzden asla bir şey kaybettirmez. Aksine bu davranışlarınızla daha da büyürsünüz…

Hep gönül birlikleriniz olsun, iyilik yapmakta yarışan, yapılana sevgiyle teşekkür edenlerden olmak dileğiyle… Selam ve sevgilerimi iletirim hepinize dostlarım, hoş kalın hoşça kalın ama hep sevgiyle kalın…

 
İletişim E-Posta: omersabrikursun@hotmail.com. - Telefon:
 
Yorumlar
*** Yorum Yaz
Bu yazıya hiç yorum yapılmamış, ilk yorumu siz yapın.

Diğer Yazıları

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK!.
MİNNET DUYGUSU...
CUMHURİYET BAYRAMI
Türkülerimiz
Eleştiri
Burnundan kıl aldırmamak...
COVID-19 GÖLGESİNDE BİR BAYRAM
Motivasyon
TÜRK KAHVESİ
Çanakkale Zaferi… Zaferin Adı Çanakkale…
Mutluluk
Alçak bir silâh__ İftira__
Bir Kitap Gibidir Hayat
Kişilik ve Karakter
Ölüm acılı mı, acısız mı?
Şiir ve yaşam ikilisi...
Beklemek, hayatın gizli öznesidir
Güneş'imin doğduğu kent
Sustum
Dolunay vardı gökyüzünde...
Sensiz ve Sessiz...
Diğer Yazarlar

YETİM‘İN SEVGİSİ
Çamardı..Demirkazık
Zeytinyağlı yiyemem aamaan!.. (2)
Duygusal Bağışıklık Sistemi Nedir, Nasıl Güçlenir
NİĞDE KIŞ TURİZMİ
EZBER BOZAN
Annem
İÇİMİZDEKİ ÇOCUK!.
Eylül
Niğde – Teksas Hattı
E-Gazete
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Firat ENSARİ
Niğde – Teksas Hattı
              &...
Ömer Sabri KURŞUN
İÇİMİZDEKİ ÇOCUK!.
Kur'ân-ı Kerîm'de: "Muhakkak ki biz ...
Hayrettin YENEL
Anadolu FK ya Sahip Çıkalım
Hayrettin YENEL 2 Lig Beyaz Grupta mücadele ...
Yaşar ARIK
YETİM‘İN SEVGİSİ
YETİM ‘ İN SEVGİSİ Sevgi ateş dediler...
Hülya Sezgin
Zeytinyağlı yiyemem aamaan!.. (2)
Başlığa aldırmayın siz. Bal gibi de yerim zeytinya...
Hüseyin Ülkü KORKMAZ
Eylül
  Bir Eylül ayı daha hayatımızd...
Melek DÖNMEZ
Annem
Hasret çöķtü bugün yine...
Neşe KIZILYAR
EZBER BOZAN
BazenDüşler aynasına akseder yıllarÖyle ...
Lerzan KARABAYIR
Duygusal Bağışıklık Sistemi Nedir, Nasıl Güçlenir
  Hayatı hepimiz çok yoğun yaşıyoruz....
Talip PEKER
Çamardı..Demirkazık
Çamardı'da spor neden gelişmez?  Nede...
Akın Gönen
NİĞDE KIŞ TURİZMİ
Aralık ve Ocak ayları, ülke siyaset ve ekonom...
Arif TEMİR
Doğum ve evlat edinme sonrası izin hakları
Çalışma hayatında çalışanların ö...
Anket

Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?


  Çok Güzel12455 Kişi (% 99 )
  İdare Eder76 Kişi (% 0 )

Toplam 12531 Kişi

Hava Durumu ( Niğde )
Bugün
14°°C - 27°°C
Cumartesi
14°°C - 27°°C
Pazar
11°°C - 26°°C
Pazartesi
10°°C - 20°°C
Namaz Vakitleri ( Niğde )

İmsakGüneşÖğleİkindiAkşamYatsı
04:2405:5212:4516:2819:2820:50

21 Nisan 2021 Çarşamba
Röportajlar
Gürer Muhtarlarla Toplantı Düzenledi
NİĞDE - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Muhtarlar Derneği Başkanı Bahtiyar Yamaner, merkez mahalle muhtarları ile k...
»
»
»
Tarihte Bugün
1037 - İbni Sina'nın vefatı
Kim Kimdir
Günün Sözü
Başkasını düzeltmeniz için, önce kendinizi düzeltiniz!
(HZ.ÖMER (R.A))
Arşiv Arama
Anasayfa
Site Haritası
Sitenize Ekleyin
RSS Kaynağı
Hakkımızda
Reklamlar
Eczaneler
Sponsorlar
Sayfalar
Künyemiz
Facebook
Twitter
Bize Ulaşın
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır.
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı olup izinsiz alınıp kullanılamaz.
(1743 Online) 0,11ms